• Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı
  • Karagöl
  • Zeyve Höyüğü
  • Kaplıcalar
  • Toros Kurbağası (Rana Holtzi)

     İlçemiz merkezinde İlçemizin ismini de aldığı, Enderun’dan yetişen Mısır ve Halep Valiliği yapan, 1. Ahmet ve 2. Osman dönemlerinde 2 defa Sadrazamlık yapan Padişah 1. Ahmet’in Damadı olan Mehmet Paşa tarafından 1616 ‘ lı yıllarda yaptırıldığı  tahmin edilen bir kervansaray mevcuttur. Kervansaray da cami , hamam, avlu ve arasta (dükkanlar) bulunmaktadır. Kervansarayın bir diğer özelliği de şair Faruk Nafiz ÇAMLIBEL ünlü Han Duvarları siirini burada yazmıştır.

     Karagöl; Bolkar Dağları üzerinde 37°21'10" kuzey ve 24°33'30" batı koordinatları üzerinde yer alan , deniz seviyesinden 2560 m. yükseklikte bulunan tektonik orijinli küçük bir dağ  gölüdür. Karagöl doğu-batı istikametinde uzamakta olup, uzunluğu 450 m. genişliği 175 m. maksimum derinliği 12 m., yüzey alanı ise yaklaşık 60 dekar civarındadır. Takriben 5-6 ay süre ile buzullarla kaplı olan göl yüzeyi kar örtüsü altında   bulunduğundan ve kısmen alpin göl özelliğinde olduğundan, her türlü canlının yaşamasına uygun olmayan bir göldür. Bir başka ifade ile Karagöl, çok kısıtlı yaşam koşulları içeren olygotof bir göl özelliği göstermektedir. 

     Karagöl'ün tamamen kar ve yağmur suyuyla beslendiği, kendisinden biraz daha yüksekteki Çini Göl'ün yer altı bağlantıları ile Karagöl'ü takviye ettiği  tahmin edilmektedir. Çünkü kar ve yağmur sularının kesildiği yaz aylarında yoğun bir buharlaşma olmasına rağmen, su seviyesinin ve gölün yüzey alanının fazla değişiklik göstermediği tespit edilmiştir. Bu durum da Çini Göl veya başka bir yeraltı su kaynağının Karagöl'ü besleyebileceğinin önemli kanıtı olmalıdır. Nispeten kapalı bir havzada yer alan gölün doğu ucunda, maden köylüleri tarafından açılan bir arktan gölün fazla suları aşağıya doğru boşalmaktadır. Ancak bu boşalma suların fazla kabarık olduğu nisan-haziran ayları ile sınırlı kalmaktadır. Diğer zamanlarda sızıntı şeklinde gölden boşalan çok az su, arkın başlangıcında zemine girerek kaybolmaktadır. Göl suyundaki askı yükünün çok az, dalgaların ve çalkantıların çok olması nedeniyle gölün suyu daima berraktır.

     Gölün kapalı havza görünümündeki yerinin güney tarafı nispeten dik kayalık kısımlarla sınırlanmıştır. Bu kenarda çayırlık kısım yok denecek kadar azdır. Ancak gölün kuzey, batı ve doğu tarafında oldukça geniş çayırlık alanlar mevcuttur. En geniş ve kuzey tarafta yer alan çayırlık kısımlardan, bir kaç devamlı su kaynağından göle devamlı su akmaktadar. Karagöl'ün etrafındaki çayırlıklarda genellikle yöre halkının veya yörük ailelerinin keçileri otlamaktadır. Göle, hayvan gübreleri dışında herhangi bir besleyici element (nutrirent) akımının olmaması gölün besleyicilik ( trofi) düzeyinin çok fakir olmasına neden olmuştur. Bu durum da doğal olarak göl suyunun fito ve zooplankton çeşitliliği bakımından ve dolayısıyla da biyomasının düşük olmasına yol açmıştır. 

     İlçenin 10 km doğusunda Porsuk Köyü yakınlarında bulunan  Zeyve  Höyüğünde yapılan çalışmada WM. Ramsay 1903'te höyüğü saptadığında, burasının Roma Faustiniana olabileceğini öne sürmüş; ancak 1937'de yazıtbilimci E. O. Farrer Hitit metinlerinde adı geçen Dunna olabileceğini belirtmiştir Zeyve Höyüğünde 1968'den beri Prof. Oliver PELON yönetiminde önce Strasbourg, daha sonra da Lyon Üniversitelerince gerçekleştirilen kazılarda Hitit İmparatorluğu dönemine değin inen müstahkem bir yerleşme ortaya çıkarıldı.

     İ.Ö. XIV-XIII. yüzyıllarda kent, sandık-duvar tekniğinde küçük kum taşı bloklarından örülmüş ve kulelerle güçlendirilmiş bir surla çevriliydi. Batı ucundaki sur'un kuzeybatı köşesinde daha sonra kapatılarak depo olarak kullanılış (içinde Pithoslar ele geçti) bir tür geçit vardır. Höyüğün güneybatısında yapılan kazılarda ortaya çıkarılan büyük bir odanın köşesinde yarı yanmış bir insan iskeleti bulundu. Ayrıca Kilikia seramiklerine benzer çanak çömlek parçaları ele geçti.

     Eski demir çağı ya da Geç Hitit dönemine ( İ.Ö. X-IX. yüzyıllar) ait ikinci katmanda yerleşmenin Hitit surlarının planını izleyen yeni surlarla çevrildiği saptanmıştır Bu katmanda Kilikia seramiklerini andıran tek ya da iki renkli, bezemeli çanak çömlek parçaları bulundu. İ.Ö. VIII. yüzyıla tarihlendirilen bir üst katmanda çok az mimari kalıntı vardır. Bu evrede kent tüm Güney Kapadokya'ya yayılmış olan Tyana Krallığının bir parçasıydı ve Asurluların Kilikia kapılarından kuzeye doğru ilerlemelerini önlemek için yapılmış güçlü bir kale konumundaydı.

     Buluntular; Höyük'te Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde de yerleşme olduğunu kanıtlamaktadır. Roma döneminden basit konutların yanı sıra İ.S. II-III. yüzyıllardan tunç ve gümüş sikkeler ele geçmiştir.

     Zeyve Höyüğü'nde çıkarılan Hitit Hiyeroglifi Kitabesi Niğde Müzesi'nde muhafaza edilmektedir. İlçe yakınlarında bilinen tarihin en eski halklarından Hatti halkı yani Protohititler, yani Önhititler yerleşmişlerdir. Daha sonralar? Phrygıalılar adıyla bilinen Muşhki Krallığı'na ait Mitanni halkı yaşamıştır. İlk siyasal birliğin kurulduğu Kussara Krallığı'nın antik çağlarda burada olduğu saptanmıştır. Kültepe'de bulunan kil tabletlerinin metinlerinden anlaşıldığı üzere Kaneş ve Asurlu tüccarlar 150 yıl ticaret sürdürmüşlerdir.

 

     Bölgede yapılan arkeolojik kazılara göre Etiler zamanından beri yerleşme sahası olarak kullanılmıştır. Eti, Frig ve Roma devrine ait seramik kalıntılara rastlanmıştır. Romalıların hidroterapi yönünden insanlığa büyük hizmetleri vardır. Çiftehan Kaplıcalarının eski havuzunun temel kısmı Roma devrine aittir. Bugün ayakta bulunan ve kullanılmakta olan havuzlu banyolar Selçuk Türkleri zamanında yapılmıştır. Havuzlu banyo Selçuk Mimarisinin özelliklerini taşımaktadır. Kadın ve erkeklere mahsus iki bölümü kapsayan ve çifte hamam şeklinde olan binadan her iki kısım kubbe ile örtülüdür. Erkekler kısmında 85, Kadınlar kısmında 26 metreküp olan birer havuz vardır.

     Mısır Kraliçesi Kleopatra'nın Tarsus'tan 80 km. uzaklıktaki Çiftehan Kaplıcaları'na geldiği ve bir müddet kaldığı Çukurova bölgesinde söylenir. Çiftehan Kaplıcaları Toros Dağlarının kuzey kısmına rastlamaktadır. Rakımı 1020 metredir. Akdeniz ve kara ikliminin birleştiği noktadadır. Bu bakımdan her ikisinin de özelliklerini taşımaktadır . Kaplıca bölgesinde çam ormanları mevcuttur. Jeolojik yönden çok ilginç kayalık tepeler vardır.

     Kaplıcamızın etkili olduğu hastalıklar; romatizmal ağrılar, iltihabik romatizmalar, kireçlenmeler, bel ve boyun fıtığı ağrıları, böbrek taşı düşürme, siyatik ağrılar, cilt ve deri hastalıkları, ameliyat komplikasyonları, kas ağrıları, ağrılı kadın hastalıkları, Nörolojik problemler, Spor yaralanmaları.

     Toros Kurbağası (Rana Holtzi) dünyada yalnız ülkemizde, Niğde ili Ulukışla ilçesi sınırları içerisindeki Toros Dağları'nda 2560 m. yükseklikteki Karagöl'de yaşayan endemik bir türdür. Karagöl, yaklaşık 60 hektar büyüklükte ve en derin yeri 12 m. olan tektonik bir göldür. Besin miktarı oldukça sınırlıdır.

     Morfolojik özellikleri; vücut boyu 7,5 cm. kadar, derisi yumuşak, ince ve düz nadiren dişilerde siğiller bulunur. Baş yanlarındaki temporal şeritler barizdir. Erkeklerde iç ses kesesi bulunduğu için bunlar ova kurbağaları gibi ötmezler. Sırt taraf sarımsı kirli ye?il veya sarımsı pembe olup siyahımsı lekelidir. Bu lekeler arka bacaklar üzerinde de bulunur. Karın taraf genellikle lekesiz pembemsi bazen sarımsı nadiren de gri beyazdır.

     Biyolojik-ekolojik özellikleri; kenarları çayırlık dağ göllerinde yaşar. Şimdilik dünyada bilindiği tek yer Ulukışla Torosları'nda 2560 m. yükseklikteki Karagöl'dür. Ayrıca bu gölden 100 m. daha yüksekteki ve daha küçük Çini Göl'de de çok ender olarak bulunmaktadır. Bu gölde ender olarak görülmesinin nedeni göl etrafındaki çayırlık kısmın yok oluşudur. Böylece çok sıcak yaz aylarında bile serinliğine doyum olmayan bu yüksek yayla gölünde yaşamlarını milyonlarca yıldan beri sürdürmektedirler.

     Üremeleri; mayıs ayı sonundan itibaren ekim ayına kadar olan yaklaşık dört aylık bir zaman içinde aktif olan Toros Kurbağası, üreme biyolojisini tamamlamak zorundadır. Bir başka deyişle en fazla dört aylık bir zaman içinde çiftleşip yumurta bırakmak ve sezon sonuna kadar da iribaş denilen yavruların kuyruklarını kaybederek küçük kurbağa haline gelmeleri gerekmektedir.

     Üreme zamanının kısalığı nedeniyle bir tarafı henüz buzlu olan gölün erimiş kısımlarında zaman zaman 14-16 erkek kurbağanın bir dişiyi yumurtlatmak üzere kucakladığı tespit edilmiştir. Böylece çok sayıda kurbağadan oluşan yumakta bırakılacak yumurtaların erkekler tarafından döllenmesi sağlanmış olmaktadır.

     Beslenmeleri; Toros Kurbağası yaşadığı Karagöl'ün yüksekliği nedeniyle kısa sürede aktiftir. Bu devrede gölün etrafındaki çayırlık ve bitkili kısımlarındaki böcekleri yiyerek beslenirler. Çayırlık alanda böcek bulabilmek için sudan zaman zaman 30-40 m. uzağa gidebilmektedirler. Göl etrafında yapılan incelemelerde bitki türlerinin çok iyi gelişmiş olduğu kısımlarda, diğer bölgelere göre daha fazla kurbağa örneği saptanmıştır. Böylece göl kenarında çayırların ve bitki türlerinin iyi gelişmesi, buradaki Toros Kurbağasınn yaşaması için büyük önem taşımaktadır. Göl kenarındaki bitki türlerinin iyi gelişmesi, bu çayırlıklarda keçi sürülerinin dolaşarak buraları gübrelemesine bağlıdır. Bu nedenle keçi ve koyun sürülerinin gölün kenarlarında dolaşmalarının teşvik edilmesi gereklidir.

     Davranış; Toros Kurbağası Karagöl'ün kenarlarındaki çayırlık kısımlarda barınır. Avlanmak üzere çayırlık alanda su kenarından 30-40 m. uzaklaşabilir. Sıkıştırıldığında ova kurbağası kadar hızlı ve kuvvetli olmayan zıplamalarla suya ulaşmaya çalışır. Ayrıca çayırlıktaki kaynak sularının kenarındaki yastık şeklindeki çayır köklerinin alt ve aralarında gizlenir. Karada ve su içinde oldukça yavaş haraket eder.

     Bu kurbağanın popülasyonu son 6-7 yıl içinde önemli ölçüde azalmıştır. Azalmanın en önemli nedeni göle 1990 yılında aynalı sazan yavrularının aşılanmış olmasıdır. Nitekim 1967 yılında Karagöl'ün kenarıklarındaki çayırlarda mevcut olan kurbağa popülasyonu günümüzdeki miktarının dört katı sıklıktaydı. Günümüzde Toros Kurbağası'nın Karagöl'de %60-70 dolayında azalmasında, göle atılan aynalı sazan balıklarının bitkisel ve hayvansal maddelerle beslenmeleri neden olmuştur. Toros Kurbağası'nın yavruları ve lavraları aynalı sazan balıkları tarafından sevilerek yenilmektedir.

     Son üç yılda ağlarla gölden toplanan aynalı sazan balığı örnekleri göldeki balık miktarının önemli ölçüde azalmış olduğunu göstermektedir. Göldeki balık miktarı önemli ölçüde azalmış durumdadır. Ancak en önemlisi Karagöl'den balıkların kesintisiz olarak her yıl avlanmaya devam edilmesidir. Böylece göldeki balık miktarı kurbağa lavra ve yumurtalarına fazla zararı olmayacak duruma getirilmiş olacaktır. 

     Toros Kurbağası - İnsan İlişkisi; Karagöl'ün daha turistik bir hale getirilebilmesi için göle hiç kimseye sorulmadan aynalı sazan balığı aşılanmıştır. Böyle bir bilinçsiz davranış sonucunda dünyanın yalnız bu bölgesinde yaşayan Toros Kurbağası popülasyonu büyük ölçüde zarar görmüştür. 

     Bundan sonraki amacımız da dünyada yalnız bu bölgede yaşayan bu doğal zenginliğimizi koruyarak bölge ve ülke yararına değerlendirilmesini sağlamak olmalıdır. Böyle bir amaca ulaşılması bölge insanları ile mahalli idare yetkililerinin konuya gereken önemi vermelerine bağlıdır.

© Mustafa Zeybekoğlu | 2010 |